NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE,  TÜRKİYE CANIM FEDA SANA,  www.bilgeadam.de.to Sitesi ADNAN ÖZTÜRK BilgeAdam Sunar..

RADYOPOP BilgeAdam Sunar.

BEDAVA-SİTEMDEN SİTE KUR

SiZiNDE iNTERNET'de SiTENiZ OLSUN, WWW.NPAGE.DE 'DEN SiTE ALINISI, YAPILISI ALMANCA OLARAK, TIKLAYIN ve ALIN. ADINIZ.NPAGE.DE Olarak.

GÜLTAN TEKNİK RESMİ GÜLTAN TATİL SİTESİNDEN GÖRÜNÜM ADNAN ÖZTÜRK SUNAR GÜLTAN UYDU GOOGLE GÖRÜNÜMÜ

 
GÜLTAN TATİL SİTESİ Menüye Hoşgeldiniz...
Biz Kimiz...
Seçmen Bilgilerini Ögren
Atatürk Köşemiz
T.C. YENİ AKILLI KİMLİK KARTIN GÖRÜNÜMÜ
Googel'de Gültan/Bodrum
=GÜLTAN SİTE YÖNETİMİ
=GÜLTAN HAKKINDA
ANKARADAN YOL TARİFİ
Konum
Genel Bilgi
İletişim/Büro.
Duyurular
=GÜLTAN'DA YAŞAM
Gültan 2007 Sahil açılışı
Resim Galeri 2006/7/8 Slayt
Resim Galeri 2006/07/08
Resim Galeri 2008/01
Resim Galeri 2009/01
Resim Galeri 2009/02
2009 Vidio Görüntüler, Tüm Baglantılar.
Salim Beyin Köşesi
Ahmet Beyin Köşesi
Sıtkı Beyin Köşesi
Pilot Yavuz Beyin Köşesi
TEMA 2B İmza Kampanyası
Dillere Çeviriçi
İLETİŞİM
Ziyaretçi defteri
KAİ HANSEN 3537 16
 

Atatürk Köşemiz

 ATATÜRK'ÜN TÜM BİLGİLERİ

 



1.ALİ RIZA EFENDİNİN SOYU

2.ZÜBEYDE HANIMIN SOYU

3.DOĞDUĞU EVİ

4.HAYATI

5.KRONOLOJİ

6.ÖZLÜK DOSYASI

7.MADALYALARI

8.İLKE VE İNKILAPLARI

9.SAVARONA

10.ÖZEL EŞYALARI

11.ATATÜRK'ÜN SÖZLERİ

12.OKUDUĞU KİTAPLAR

13.YAZDIĞI MEKTUPLAR

14.KURDUĞU KURULUŞLAR

15.YAZDIĞI ŞİİRLER

16.ATATÜRK RESİMLERİ

17.ATATÜRK'ÜN EBEDİYETE İNTİKALİ

18.ÇEŞİTLİ ATATÜRK VİDEOLARI

19.ATATÜRK BELGESELİ İNGİLİZCE(english)

20.ATATÜRK'Ü AĞLATAN OLAY

21.ATATÜRK'ÜN AMERİKALILARA KONUŞMASI




ATATÜRK Kronolojisi

1881: Selanik'te doğdu.

1893: Askeri Rüştiye'ye girdi ve Kemal adını aldı.

1895: Selanik Askeri Rüştiyesi'ni bitirdi, Manastır Askeri İdadisi'ne girdi.

1899 Mart 13: İstanbul Harp Okulu Piyade sınıfına girdi.

1902: Harp Akademisi'ne girdi ve burada gazete çıkardı.

1905 Ocak 11: Harp Akademisi'ni Yüzbaşı olarak bitirdi, Şam'a 5. Ordu'nun 30. Süvari Alayı'nda staj yapmak için atandı.

1906 Ekim: Şam'da Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'ni kurdu. Şam'da topçu stajını yaptı ve Kolağası oldu

1908 Temmuz 23: Meşrutiyet'in ilan edilmesi için çalışmaları.

1909 Mart 31: 31 Mart ihtilalinde Hareket Ordusu Kurmay Subayı olarak çalıştı.

1911 Eylül 13: Mustafa Kemal, İstanbul'a Genelkurmay'a naklen atandı.

1911 Kasım 27: Mustafa Kemal, Binbaşılığa yükseldi.

1912 Ocak 9: Mustafa Kemal, Trablusgarp'ta Tobruk saldırısını yönetti.

1913 Ekim 27: Mustafa Kemal, Sofya Ateşemiliterliği'ne atandı.

1914 Mart 1: Mustafa Kemal, Yarbaylığa yükseltildi.

1915 Şubat 2: Mustafa Kemal, Tekirdağı'nda 19. Tümeni kurdu.

1915 Şubat 25: Mustafa Kemal'in Maydos'a gidişi.

1915 Nisan 25: Mustafa Kemal, Arıburnu'nda İtilaf Devletleri'ne karşı koydu.

1915 Haziran 1: Mustafa Kemal'in Albaylığa yükselişi.

1915 Ağustos 9: Mustafa Kemal, Anafartalar Grup Komutanlığı'na atandı.

1915 Ağustos 10: Mustafa Kemal, Anafartalar'dan düşmanı geri attı.

1916 Nisan 1: Mustafa Kemal'in Tuğgeneralliğe yükselişi.

1916 Ağustos 6: Mustafa Kemal, Bitlis ve Muş'u düşman elinden kurtardı.

1917 Eylül 20: Mustafa Kemal, memleketin ve ordunun durumunu açıklayan raporunu yazdı.

1917 Ekim: Mustafa Kemal, İstanbul'a döndü.

1918 Ekim 26: Mustafa Kemal, Halep'in kuzeyinde bugünkü sınırlarımız üzerinde düşman saldırılarını durdurdu.

1918 Ekim 30: Mondros Mütarekesi'nin imzalanması.

1918 Ekim 31: Mustafa Kemal'in Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı'na atanması.

1918 Kasım 13: Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı'nın kaldırılması ve Mustafa Kemal'in İstanbul'a dönüşü.

1919 Nisan 30: Mustafa Kemal'in Erzurum'da bulunan 9. Ordu Müfettişliği'ne atanması.

1919 Mayıs 15: İzmir'e Yunan'lıların asker çıkarması.

1919 Mayıs 16: Mustafa Kemal, Bandırma vapuruyla İstanbul'dan ayrıldı.

1919 Mayıs 19: Mustafa Kemal, Samsun'a çıktı.

1919 Haziran 15: Mustafa Kemal, 3. Ordu Müfettişi ünvanını aldı.

1919 Haziran 21: Mustafa Kemal, Ulusal Güçleri Sivas Kongresi'ne çağırdı.

1919 Temmuz 8 / 9: Mustafa Kemal, askerlikten çekildi. (Saat: 20:50)

1919 Temmuz 23: Mustafa Kemal'in başkanlığı altında Erzurum Kongresi'nin toplanması ve bir Temsil Kurulu seçerek dağılması. (7 Ağustos 1919)

1919 Eylül 4: Mustafa Kemal'in başkanlığı altında Sivas Kongresi'nin toplanması ve 11 Eylül'de sona ermesi.

1919 Eylül 11: Mustafa Kemal, Anadolu ve Rumeli Müdafaayı Hukuk Cemiyeti Heyet Temsiliyesi Başkanlığı'na saçildi.

1919 Ekim 22: Amasya Protokolü'nün imzalanması.

1919 Kasım 7: Mustafa Kemal, Erzurum'dan milletvekili seçildi.

1919 Aralık 27: Mustafa Kemal, Heyeti Temsiliye'yle birlikte Ankara'ya geldi.

1920 Mart 20: İstanbul'un İtilaf Devletleri tarafından ele geçirilmesi, Mustafa Kemal'in protestosu, Ankara'da yeni bir Millet Meclisi toplama girişimi.

1920 Mart 18: İstanbul'da Meclis-i Mebusan'ın son toplantısı.

1920 Mart 19: Mustafa Kemal tarafından Ankara'da üstün yetkiyi taşıyan bir Millet Meclisi toplanması hakkında illere duyuruda bulunulması.

1920 Nisan 23: Mustafa Kemal, Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni açtı.

1920 Nisan 24: Mustafa Kemal, Büyük Millet Meclisi Başkanı seçildi.

1920 Mayıs 5: Mustafa Kemal'in başkanlığında ilk Hükümet'in toplantısı.

1920 Mayıs 11: Mustafa Kemal, İstanbul Hükümeti tarafından ölüm cezasına çarptırıldı.

1920 Mayıs 24: Mustafa Kemal'in cezası Padişah tarafından onaylandı.

1920 Ağustos 10: Osmanlı İmparatorluğu delegeleriyle İtilaf Devletleri arasında Sevr Antlaşması'nın imzalanması.

1920 Ocak 9 / 10: Birinci İnönü Savaşı.

1921 Ocak 20: İlk Teşkilat-ı Esasiye (Anayasa) Kanunu'nun esas maddelerinin kabulü.

1921 Mart 30 / Nisan 1: İkinci İnönü Savaşı.

1921 Mayıs 10: Mustafa Kemal tarafından Büyük Millet Meclisi'nde Anadola ve Rumeli Müdafaai Hukuk Grubu'nun kurulması ve Mustafa Kemal'in Grup Başkanlığı'na seçilmesi.

1921 Ağustos 5: Mustafa Kemal'e Başkumandanlık görevinin verilmesi.

1921 Ağustus 22: Mustafa Kemal'in yönetiminde Sakarya Meydan Savaşı'nın başlaması.

1921 Eylül 13: Sakarya Meydan Savaşı'nın kazanılması.

1921 Eylül 19: Mustafa Kemal'e Mareşallik rütbesinin verilmesi ve Mustafa Kemal'in Gazi ünvanını alması.

1922 Ağustos 26: Gazi Mustafa Kemal'in Kocatepe'den Büyük Taarruz'u yönetmesi.

1922 Ağustos 30: Gazi Mustafa Kemal'in Dumlupınar Başkumandanlık Meydan Savaşı'nı kazanması.

1922 Eylül 1: Gazi Mustafa Kemal'in: "Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz'dir, İleri !" emrini vermesi.

1922 Eylül 9: Türk Ordusu'nun İzmir'e girmesi.

1922 Eylül 10: Gazi Mustafa Kemal'in İzmir'e gelişi.

1922 Ekim 11: Mudanya Mütarekesi'nin imzalanması.

1922 Kasım 1: Gazi Mustafa Kemal'in önerisi üzerine saltanatın kaldırılması.

1922 Kasım 17: Vahdettin'in bir İngiliz harp gemisiyle İstanbul'dan kaçması.

1923 Ocak 29: Gazi Mustafa Kemal'in Latife Hanım'la evlenmesi.

1923 Temmuz 24: Lozan Antlaşması'nın imzalanması.

1923 Ağustos 9: Gazi Mustafa Kemal'in Halk Fırkası'nı kurması.

1923 Ağustos 11: Gazi Mustafa Kemal'in 2. Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na seçilmesi.

1923 Ekim 29: Cumhuriyet'in ilan edilmesi.

1923 Ekim 29: Gazi Mustafa Kemal'in ilk Cumhurbaşkanı olması.

1924 Mart 1: Gazi Mustafa Kemal'in Büyük Millet Meclisi'nde Halifeliği kaldırması ve öğretimin birleştirilmesi hakkında açış nutkunu söylemesi.

1924 Mart 3: Hilafetin kaldırılması, öğrenimin birleştirilmesi, Şer'iyeve Evkaf Vekaletiyle (Bakanlığıyla), Erkanıharbiyei Umumiye Vekaletinin kaldırılması hakkındaki yasaların Büyük Millet Meclisi'nce kabul edilmesi.

1924 Nisan 20: Türkiye Cumhuriyeti Teşkilatı Esasiye (Anayasa) Kanunu'nun kabul edilmesi.

1925 Şubat 17: Aşarın kaldırılması.

1925 Ağustos 24: Gazi Mustafa Kemal'in ilk defa Kastamonu'da şapka giymesi.

1925 Kasım 25: Şapka Kanunu'nun Büyük Millet Meclisi'nde kabul edilmesi.

1925 Kasım 30: Tekkelerin kapatılması hakkındaki kanunun kabulü.

1925 Aralık 26: Uluslararası takvim ve saatin kabulü.

1926 Şubat 17: Türk Medeni Kanunu'nun kabulü.

1927 Temmuz 1: Gazi Mustafa Kemal'in Cumhurbaşkanı sıfatı ile ilk kez İstanbul'a gitmesi.

1927 Ekim 15 / 20: Gazi Mustafa Kemal'in Cumhuriyet Halk Partisi 2. Kurultayı'nda tarihi Büyük Nutku'nu söylemesi.

1927 Kasım 1: Gazi Mustafa Kemal'in 2. Kez Cumhurbaşkanlığı'na seçilmesi.

1928 Ağustos 9: Gazi Mustafa Kemal'in Sarayburnu'nda Türk harfleri hakkındaki nutkunu söylemesi.

1928 Kasım 3: Türk Harfleri Kanunu'nun Büyük Millet Meclisi'nde kabul edilmesi.

1931 Nisan 15: Gazi Mustafa Kemal tarafından Türk Tarih Kurumu'nun kurulması.

1931 Mayıs 4: Gazi Mustafa Kemal'in 3.kez Cumhurbaşkanlığı'na seçilmesi.

1932 Temmuz 12: Gazi Mustafa Kemal tarafından Türk Dil Kurumu'nun kurulması.

1933 Ekim 29: Gazi Mustafa Kemal'in Cumhuriyet'in 10. Yıldönümünde tarihi nutkunu söylemesi.

1934 Kasım 24: Gazi Mustafa Kemal'e Büyük Millet Meclisi tarafından ATATÜRK soyadının verilmesi kanununun kabul edilmesi.

1935 Mart 1: Atatürk'ün 4. kez Cumhurbaşkanlığı'na seçilmesi.

1937 Mayıs 1: Atatürk'ün çiftliklerini Hazine'ye ve taşınamaz mallarını da Ankara Belediyesi'ne bağışlaması.

1938 Mart 31: Atatürk'ün hastalığı hakkında Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği'nin ilk resmi duyurusu.

1938 Eylül 15: Atatürk'ün vasiyetnamesini yazması.

1938 Ekim 16: Atatürk'ün hastalık durumu hakkında günlük resmi duyuruların yayınına başlanması.

1938 Kasım 10: Atatürk'ün ölümü. (Perşembe, saat: 09.05)

1938 Kasım 11: İstanbul Şehir Meclisi'nin olağanüstü toplantı yapması. Saraydaki Cumhurbaşkanlığı forsunun indirilerek yerine yarıya kadar indirilmiş Türk Bayrağı'nın çekilmesi.

1938 Kasım 12: Atatürk'ün ölümü dolayısıyla, Yüksek Öğretim gençliğinin Üniversite Konferans Salonu'nda toplanması.

1938 Kasım 13: Gençliğin Taksim Cumhuriyet Anıtı önünde toplanarak Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet'i koruyacaklarına ant içmeleri.

1938 Kasım 14: Büyük Millet Meclisi çok hazin bir toplantı yaptı.

1938 Kasım 15: Hükümet Atatürk'ün Ankara'da ebedi istirahat yerine konulacağı 21 Kasım 1938 tarihini ulusal yas günü olarak duyurdu.

1938 Kasım 16: İstanbul'lular Atatürk'ün Dolmabahçe Sarayı Muayede Salonu'ndaki katafalkı önünde sabahın ilk saatlerinden gecenin son saatlerine kadar saygı ve üzüntü içinde son görevlerini yaptılar.

1938 Kasım 19: Büyük bir törenle, Atatürk'ün Dolmabahçe'den alınan yüce cenazesi, önce Sarayburnu'na, oradan Zafer torpidosuyla Yavuz zırhlısına götürüldü.Yavuz zırhlısıyla İzmit'e kadar götürülen tabut, oradan Ankara'ya yolcu edildi.

1938 Kasım 20: Atatürk'ün sevgilinaşı Ankara'ya ulaştı ve Ankara'da Büyük Millet Meclisi önündeki katafalka konuldu. Ankara'lılar da son görevlerini saygıyla yaptılar.

1938 Kasım 21: Atatürk'ün cenazesinin Etnoğrafya Müzesi'ndeki Geçici Kabre konulması.

1938 Kasım 25: Atatürk'ün vasiyetnamesinin açılması.

1938 Aralık 26: Atatürk'ün "Ebedi Şef" sanıyla anılmasının kabul edilmesi.

1953 Kasım 4: Atatürk'ün Geçici Kabri'nin açılması.

1953 Kasım 10: Atatürk'ün cenazesinin Anıt-Kabir'e nakledilmesi.

 

ATATÜRK İNKILAPLARI (DEVRİMLERİ)
I-Siyasi alanda yapılan inkılaplar:
1- Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922)
2- Cumhuriyet’in ilanı (29 Ekim 1923)
3- Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924)
II-Toplumsal yaşayışın düzenlenmesi:
1- Şapka İktisası (giyilmesi) Hakkında Kanun (25 Kasım 1925)
2- Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine (kapatılmasına) ve Türbedarlıklar ile Birtakım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun (30 Kasım 1925)
3- Beynelmilel Saat ve Takvim Hakkındaki Kanunların Kabulü (26 Aralık 1925). Kabul edilen bu kanunlarla Hicri ve Rumi Takvim uygulaması kaldırılarak yerine Miladi Takvim, alaturka saat yerine de milletlerarası saat sistemi uygulaması benimsenmiştir.
4- Ölçüler Kanunu (1 Nisan 1931). Bu kanunla ölçü birimi olarak medeni milletlerin kullandıkları metre, kilogram ve litre kabul edilmiştir.
- Lakap ve Unvanların Kaldırıldığına Dair Kanun (26 Kasım 1934)
6- Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun (3 Aralık 1934). Bu kanunla din adamlarının, hangi dine mensup olurlarsa olsunlar, mabet ve ayinler dışında ruhani kisve (giysi) taşımaları yasaklanmıştır.
7- Soyadı Kanunu (21 Haziren 1934)
8- Kemal Öz Adlı Cumhurreisimize Atatürk Soyadı Verilmesi Hakkında Kanun (24 Kasım 1934)
9- Kadınların medeni ve siyasi haklara kavuşması:
a- Medeni Kanun’la sağlanan haklar
b- Belediye seçimlerinde kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanıyan kanunun kabulü (3 Nisan 1930)
c- Anayasa’da yapılan değişiklerle kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkının tanınması (5 Aralık 1934)
III- Hukuk alanında yapılan inkılaplar:
1- Şeriye Mahkemelerinin kaldırılması ve Yeni Mahkemeler Teşkilatının Kurulması Kanunu (8 Nisan 1934)
2- Türk Medeni Kanunu (17 Şubat 1926)
Dini hukuk sisteminden ayrılarak laik çağdaş hukuk sisteminin uygulanmasına başlanmıştır.
IV-Eğitim ve Kültür alanında yapılan inkılaplar:
1- Tevhid-i Tedrisat Kanunu (3 Mart 1924). Bu kanunla Türkiye dahilindeki bütün bilim ve öğretim kurumları Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanmıştır.
2- Yeni Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun (1 Kasım 1928)
3- Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti’nin Kuruluşu (12 Nisan 1931). Cemiyet daha sonra Türk Tarih Kurumu adını almıştır (3 Ekim 1935). Kültür alanında yeni bir tarih görüşnü ifade eden kurumun kuruluşuyla ümmet tarihi anlayışından millet tarihi anlayışına geçilmiştir.
4- Türk Dili Tetkik Cemiyeti’nin kuruluşu (12 Temmuz 1932). Cemiyet daha sonra Türk Dil Kurumu adını almıştır (24 Ağustos 1936). Kurumun amacı, Türk dilinin öz güzelliğini ve zenginliğini meydana çıkarmak, onu dünya dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmektir.
5- İstanbul Darülfünunu’nun kapatılmasına Milli Eğitim Bakanlığı’nca yeni bir üniversite kurulmasına dair kanun (31 Mayıs 1933). İstanbul Üniversitesi 18 Kasım 1933 günü öğretime açılmıştır

byAdnanoe

 

ATATURKUN TABUTU(cogunuz ılk defa okuyacak)
 


ein Bild

 "ATATÜRK'ün NAAŞININ ETNOGRAFYA MÜZESİ'NDEN ANITKABİR'E TAŞINMASI SIRASINDA YAŞANAN BAZI OLAYLAR."

 >>> >Kefen sıyrıldı ve... 
 >>>> Özel solüsyonla ıslatılmış pamuk kitlesi kaldırılınca 
 >>>Ata'nın yüzü ortaya çıktı. Derisi kahverengi bir hal almış, ama hatları bozulmamıştı.Sanki uyuyordu... 
 8 Kasım 1953 Pazar gecesi saat 23.00'da Prof. Dr. Kamile Şevki Mutlu'nun ev telefonu çaldı. Prof. Mutlu, Ankara Tıp Fakültesi Histoloji ve Ambriyoloji Kürsüsü Başkanı'ydı.Patalogdu. Arayan ise Ankara Valisi Kemal Aygün'dü... Aygün, "Hocam" dedi, "10 Kasım günü Atamızın naaşını Anıtkabir'e taşıyacağız. Bunun için bir komite kurduk. Naaşı geleneklere uygun olarak toprağa defnedeceğiz. Ancak bozulmadan korunduğunu belgelemek için muayene etmenizi rica ediyoruz. 
 "Prof. Mutlu önce reddetti. Mutlu, o sırada 40 derece ateşle yatıyordu. Hastalığını gerekçe göstererek bu görevi bir başka meslektaşının yapmasını rica etti. Ancak Vali Aygün ısrarcıydı: "Ben sizi sarar sarmalar götürürüm, bu tarihi bir görev" dedi. Mutlu kabul etti ve 9 Kasım sabahı Etnografya Müzesi'ne gitti. Başbakan Adnan Menderes oradaydı. Meclis Başkanı Refik Koraltan ve eski başkan Abdülhalik Renda da...Mutlu, görevden affını istemekle ne büyük hata ettiğini o zaman anladı. Gerçekten tarihi bir tanıklıktı bu... 
 Ata'nın gül ağacından tabutu, 4 Kasım günü, geçici kabrinden çıkarılıp müzenin holündeki mermer katafalka konulmuştu. Bir hafta boyunca sırayla öğrenciler, subaylar ve generaller katafalk başında nöbet tutmuştu. 
 Nihayet tabutun açılma günü gelip de komite üyeleri tamam olunca Prof. Kamile Mutlu "Başlayın" talimatını verdi. Bunun üzerine tabutun vidaları söküldü. Tahta tabutun içinde madeni bir sanduka bulunuyordu. Bu sandukada gaz birikmiş olma ihtimali düşünülerek önce bir burgu ile delik açıldı. Gaz ya da koku çıkmadı.Sanduka talaş doluydu. Sandukanın içi, muhafaza solüsyonu ile ıslatılmış tahta talaşı doluydu. Bu talaş, naaşın ayak yönüne doğru toplandı. Talaşın arasında, ağzı kapalı ve içi sıvı dolu bir şişe bulundu. Bu,cesedi muhafaza için kullanılan solüsyondan bir numuneydi. Üzerinde terkibi yazılıydı.Ata'nın naaşı beyaz kefene sarılmış, sonra kahverengi bir muşambayla kaplanmıştı.Sargıları açmaya başladılar. Herkes nefesini tutmuştu. Çünkü, "Naaş çürüyüp bozulmuş, çıkan gazlar tabutu patlatmış, nöbetçi er, kokudan bayılmış" diye bir sürü söylenti geziniyordu. Ve 15 yıl sonra ilk kez Ata'nın yüzünü göreceklerdi.Kefenin sargıları aralanınca Prof. Kamile Şevki Mutlu, orada bulunanların yardımıyla katafalka çıktı ve Atatürk'ün yüzüne baktı. Ata'nın derisi kahverengi bir hal almış, ama yüz hatları bozulmamıştı. 
 Menderes sapsarı olmuştu Prof. Mutlu, gördüğü tabloyu daha sonra şöyle anlatacaktı; 
 "Yüzünü örten ıslak pamuk kitlesi kaldırılınca Ata'nın heykel gibi duran yüzü ile karşılaştım. Uzun sarı saçlarından ince bir tutam, sol göz kapağının üzerine düşmüştü. Atatürk, Dolmabahçe Sarayı'ndaki yatağında uyuyor gibiydi." 
 Prof. Mutlu, kenarda bekleyen komite üyelerini tabutun başına çağırdı. Onlar da tek tek tabutun içine baktılar.En başta Başbakan Adnan Menderes vardı. Koyu renk takım elbisesi içindeki Menderes de yanındakilerin yardımıyla katafalka çıktı,ürkek bir şekilde aşağı, tabuta doğru baktı. O an ne olduğunu Prof. Kamile Mutlu'dan aktaralım; 
 "Menderes çok heyecanlandı.Rengi sapsarı oldu. Bir de baktım ki, müzenin kapısına doğru gidiyor. Atatürk'ün yüzüne bakmadı. Tahmin ediyorum, kendinde o kuvveti bulamadı. En sona Abdülhalik Renda kalmıştı. O da Ata'yla karşı karşıya gelir gelmez tabutun yanına yığılıverdi. Salondaki herkes Atatürk'ü tek tek gördükten sonra naaş, tekrar solüsyonla ıslatıldı. Ata'nın başı pamuklarla örtüldü ve vücudu beyaz kefenle sarıldı. 
 Bu sırada bir komiser,orada görevli adli tıp doçenti Dr. Cahit Özen'in yanına yaklaşıp avucunda taşıdığı bir kâğıdı gösterdi ve şöyle dedi: 
 "Bu kâğıdı,Atatürk'ün hemşiresi Makbule Hanım gönderdi.Kefenin içine Atatürk'ün göğsü üstünekonmasını istiyor."Doç. Özen, kâğıda bir göz attı. Eski Türkçe bir şeyler yazılıydı. 
 "Böyle bir kâğıdı Atatük kabul etmez. Bize kızar, darılır" dedi. 
 Komiser kâğıdı katlayıp cebine koydu ve uzaklaştı. Bütün işlemler bittikten sonra salonda bulunanlar naaşın iki yanından geçip hep bir ağızdan besmele çektiler ve cesedi yeni tabuta yerleştirdiler. 
 Bu tabut da 15 yıl içinde yattığı büyük gül ağacı tabutun içine konuldu. Üzeri bayrakla örtüldükten sonra kapağı kapatıldı. Ve 10 Kasım sabahı, Ata'nın naaşı 15 yıl önce onu Dolmabahçe'den Ankara'ya taşıyan top arabasına yerleştirilip son durağı olacak Anıtkabir'e taşındı. Artık ebediyen orada kalacaktı... 
 Atatürk'ün tabutu, Menderes'in huzurunda açılmıştı Ata'nın 15 yıl Etnografya Müzesi'nde bekletilen naaşı,12 askerin omuzları üzerinde oradan alınmış ve 136 asteğmenin çektiği bir top arabası ve matem marşı eşliğinde Anıtkabir'e taşınmıştı. 
 Radyodan naklen yayımlanan o görkemli tören, en az 15 yıl önceki kadar hüzünlüdür.Ancak o törenden hemen önce yaşananlar, tarihçilerin pek ilgisini çekmemiştir. Bilindiği gibi, Anıtkabir yapılana dek, Atatürk'ün naaşının korunabilmesi için "tahnit" denilen bir işlem yapılmıştı. Gülhane Patolojik Anatomi profesörü Dr. Lütfi Aksu tarafından gerçekleştirilen bu işlem sırasında naaşa, şırıngayla özel bir formül enjekte edilmiş ve üzerine formüllerin yapıştırıldığı iki küçük ilaç şişesi, Ata'nın koltuk altlarına yerleştirilmişti. Bu işlem sayesinde Ata'nın naaşı da -diyelim bugün Lenin'in mozolesinde olduğu gibi - öldüğü günkü haliyle korunabilirdi. Ancak İslam dini, ölünün defnini şart koştuğundan,geçici tahnitin bozulması şarttı. 
 Nakilden önce, bu işlem için bir komite kuruldu. O komite,törenden bir gün önce, Başbakan Adnan Menderes'in huzurunda Atatürk'ün tabutunun açılmasını kararlaştırdı.Tabut açılınca tahnit bozulacak ve ceset çürümeye başlayacaktı.Bir başka deyişle Atatürk'ün (mumyalanmış gibi) korunmuş naaşını son görenler, o törene katılanlar olacaktı. 
 Atatürk'le ilgili belgesel çalışmaları sırasında o törene katılanların bir kısmıyla konuşmuştuk.Bu yazıda yer alan bilgilerin bir kısmı o tanıklıklara, önemli bir bölümü ise değerli Atatürk araştırmacısı Prof. Dr. Utkan Kocatürk'ün, Prof.Dr. Kamile Şevki Mutlu ile yaptığı sohbetten aktardıklarına dayanıyor. 
 Ata'nın yarım asır önceki son yolculuğu, sanırım bu ayrıntılarla daha da ilginç bir boyut kazanıyor. Atatürk'ü son görenler anlatıyor; 
 'Yüzünde iki günlük sakal vardı' Osman Ersoy ve Halide İntepe, 10 Kasım 1953'te Etnografya Müzesi'nde asistan olarak çalışıyorlardı. O yüzden 50 yıl önceki o töreni ve tabutun içindeki Atatürk'ü son kez görme fırsatı buldular. 
 
İzlenimlerini şöyle anlattılar: 
 OSMAN ERSOY: "Sağlığında görmemiştim Atatürk'ü... Korkunç heyecanlıydım. Biz çalışanlar, asistanlar, memurlar sıra ile katafalka çıktık. Oldukça sararmış ve küçülmüş bir çehre... 1 - 2 günlük sakalı vardı. Kaşları fevkalade iyi şekilde fark ediliyordu. Gözleri aralıktı" 
HALİDE İNTEPE: "Tabut kapanmadan en son gittim baktım. Başı yana doğru eğikti. Yüzü hiç bozulmamıştı. Azıcık sakalları çıkmıştı. Hani insan hasret giderek ölürse, gözleri aralık kalırmış ya, öyle aralıktı gözleri... Ama bir ölü yüzü yoktu. Uyuyor gibiydi." 

Mekanları Cennet Olsun, Hepsi birer BAŞBUĞ,  ALLAH Onlardan Razı
Olsun, Eger Bu Vatanda nefes alıp soluyorsak, rahatça gezebiliyorsak,
Okuduğumuz birşeyi anlayabiliyorsak Ona ve Onlara Minnetdarız Pırıl Pırıl
Gençlik Geliyor Gerçegi Görüyor Yolları açık Olsun, 
ah ATAM Sagolsaydın.

 
ein Bild
                                        



        ONUNCU YIL NUTKU
        Türk Milleti


    Kurtuluş Savaşına başladığımızın onbeşinci yılındayız. Bugün
    Cumhuriyetimizin onuncu yılını doldurduğu en büyük bayramdır.

    Kutlu olsun!

    Bu anda, büyük Türk milletinin bir ferdi olarak, bu kutlu güne
    kavuşmanın en derin sevinci ve heyecanı içindeyim.

    Yurttaşlarım!

    Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli, Türk
    kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyetidir.

    Bundaki muvaffakiyeti, Türk Milletinin ve onun değerli ordusunun bir
    ve beraber olarak, azimkarane yürümesine borçluyuz.

    Fakat yaptıklarımızı asla kafi göremeyiz, Çünkü, daha çok ve daha
    büyük işler yapmak mecburiyetinde ve azmindeyiz.

    Yurdumuzu, dünyanın en mamur ve en medeni memleketleri seviyesine
    çıkaracağız. Milletimizi, en geniş refah vasıta ve kaynaklarına sahip
    kılacağiz. Milli kültürümüzü, muasir medeniyet seviyesinin üstüne
    çıkaracağız.

    Bunun için, bizce zaman ölçüsü, geçmis asırların gevşetici zihniyetine
    göre değil, asrımızın sürat ve hareket mefhumuna göre düşünülmelidir.
    Geçen zamana nispetle daha çok çalışacağız, daha az zamanda daha
    büyük işler başaracağız. Bunda da muvaffak olacağımıza şüphem
    yoktur.

    Çünkü,Türk milletinin karakteri yüksektir; Türk milleti
    çalışkandır;Türk milleti zekidir. Çünkü, Türk milleti milli birlik ve
    beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve çünkü, Türk milletinin,
    yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında
    tuttuğu meşale, müspet ilimdir.

    Şunu da ehemmiyetle tebaruz ettirmeliyim ki, yüksek bir insan cemiyeti
    olanTürk milletinin tarihi bir vasfı da, güzel sanatları sevmek ve onda
    yükselmektir. Bunun içindir ki, milletimizin yüksek karakterini,
    yorulmaz çalışkanlığını, fıtri zekasını, ilme bağlılığını, güzel sanatlara
    sevgisini, milli birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve
    tedbirlerle besleyerek inkişaf ettirmek milli ülkümüzdür.

    Türk milletine çok yakışan bu ülkü, onu, bütün beşeriyette, hakiki
    huzurun temini yolunda, kendine düşen medeni vazifeyi yapmakta
    muvaffak kılacaktır.

    Büyük Türk milleti!

    On beş yıldan beri, giriştiğimiz işlerde muvaffakiyet vadeden çok sözlerimi
    işittin. Bahtiyarım ki, bu sözlerimin hiç birinde milletimin hakkımdaki
    itimadını sarsacak bir isabetsizliğe uğramadim.

    Bugün, aynı iman ve katiyetle söylüyorum ki, milli ülküye, tam bir
    bütünlükle yürümekte olan Türk milletinin büyük millet olduğunu,
    bütün medeni alem az zamanda bir kere daha tanıyacaktır. Asla
    şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medeni vasfı ve büyük
    medeni kabiliyeti, bundan sonraki inkişafi ile, atının yüksek medeniyet
    ufkundan yeni bir güneş gibi doğacaktir.

    Türk milleti!

    Ebediyete akıp giden her on senede, bu büyük millet bayramını daha
    büyük şereflerle, saadetlerle, huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden
    dilerim.

    Ne mutlu Türküm diyene!


    Ankara, 29 Ekim 1933


    Nutuk`un Gizli Şifresi

    Beyin cerrahı Dr.Muammer Yüksel ile biyofizik uzmanı Dr.Erhan Kızıltan,bir bilimsel araştırma için bir araya gelip çalışmaya başlar.Bu araştırma için gerekli olan bilgisayar programını Dr.Erhan Kızıltan yazar. Programın çalışıp çalışmadığını denemek için o sırada bilgisayarda tam metni hazır olarak bulunan Atatürk'ün 15-20 Ekim 1927 tarihleri arasında CHP kongresinde okuduğu Büyük Nutuk'unu programa koyarlar. Bir süre sonra, program Nutuk'un içinde her kelimenin kaçar kez tekrarlandığını ortaya çıkarır.İki bilim adamı, lk olarak Nutuk'da 19'ar kez tekrarlanan kelimeleri ilk kullanım sıralarına göre bir araya getirerek bir metin ortaya çıkarırlar. 19 rakamı Atatürk'ün hayatında önemli bir yer tutmaktadır.

    ÇÜNKÜ;

    *Atatürk,19.yüzyılın bitmesine 19 yıl kala 1881 de doğdu.1881 19'un 99 katı.

    *1881,Rumi takvime göre 1297'ye denk gelir.1+2+9+7:19

    *Selanik'de doğdu.Selanik sözcüğünün ''ebced'' (Arapça'da her harfin sayısal bir değeri olduğunu belirten hesap) hesabıyla değeri 171'dir.171 19'un 19 katıdır.

    *Nüfüs kütüğünde sıra numarası 19'dur.

    *Nüfus Cüzdanı numarası 999814'tü.Bu sayı 19'un 52 bin 306 katı.

    *İstanbul Harp Okulu'na 1900'de kayıt oldu.1900 19'un 100 katıdır.Bu sırada yaşı 19'du.

    *Harp Akademi'sine 57.inci devre olarak girmişdir.57 19'un 3 katı.

    *Atatürk Harp Okulunu 20'nci olarak bitirdi.Subaylardan birisi yabancıydı.Bu nedenle mezun olan 19'uncu subay oldu.

    *Yüz başı olarak orduya katılış sırası 38'di.19'un iki katı.

    *Çanakkale Savaşları'nın zaferle sonuçlanmasında büyük rol oynayan 19.uncu tümeni kurdu.

    *19 mayıs 1915' de albay oldu.

    *Komutanı olduğu alayın numarasıda 38' di.19'un 2 katı.

    *Komutanı olduğu bir başka alayın numarası 57'ydi.19'un 3 katı.

    *19 Mart 1916'da tuğgeneral oldu.

    *19 Aralık 1904'de Yıldız Sarayı'na çağrıldı.

    *19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkarak Kurtuluş Savaşını başlattı.O zaman 38 yaşındaydı.Yani 19'un 2 katı.

    *Atatürk'ü Samsun'a götüren Bandırma vapurunun 19 yolcusu vardı.

    *Samsun'da 19 gün kaldı.

    *4 Temmuz 1919'da Erzurum'a gitti.19 gün sonra 23 Temmuz'da Erzurum Kongre'sini topladı.

    *4 Eylül 1919 Sivas Kongresi'nden 114 gün sonra 27 Aralık 1919'da Ankara'ya gitti.114 19'un 6 katı.

    *Mili Mücadele'ye başlanması için komutanlarıyla yaptığı konuşmanın tarihi 19 Kasım 1919'du.

    *TBMM'nin kurulmasına 19 Mart 1920'de karar verdi.

    *19 Eylül 1921'de meraşellik ve gazilik ünvanı aldı.

    *Gençliğe Hitabe'de 19 cümle vardır.

    *Mustafa Kemal Atatürk adında 19 harf var.

    *Atatürk'ün Latife Hanım ile olan evliliği 912 gün sürdü.912 19'un 48 katı.

    *10 Kasım 1938'de öldü.1938 19'un 102 katıdır.

    *57 yıl yaşadı.19'un 3 katıdır.

    Yaşamının ilk 19 yılında askerliğe hazırlandı.İkinci 19 yılında asker olarak hizmet verdi.Üçüncü 19 yılında ise ülkenin kurtarıcısı ve devlet başkanı olarak görev yaptı.

    *Öldüğünde yatağının altında bulunan otomatik silahta 19 mermi vardı.

    *Cenaze namazı 19 Kasım 1938'de Dolmbahçe Camii'nde kılındı.

    *Atatürk'ün ölümü üzerine silah arkadaşı İsmet İnönü'nün Türk Milletine yazdığı beyanname 19 cümledir.

    *Cenazesinde çalınan Chopin'in cenaze marşının numarası 19'dur.Bu marşta 19 nota vardır.

    *Miras olarak 19.000 lira bırakmışdır.Yani 19'un 1000 katı.

    *''Ne mutlu Türküm Diyene'' cümlesi 19 harfdir.

    *''İstikbal Göklerdedir'' cümlesi de 19 harfdir.

    *İstanbul Akaretler'de kaldığı evin numarası 19'dur.

    İşte bu nedenle,NUTUK'da 19'ar kez tekrarlanan kelimelerden bir metin oluşturan Dr.Muammer Yüksel ile Dr.Erhan Kızıltan,Osmanlıca sözcükleri günümüz Türkçe'sine çevirir bazı eksik cümleleri,anlamını bozmayacak şekilde tamamlar.Sonuçta ortaya şu şaşırtıcı metin çıkar.

    ''TÜM SEÇKİN TEMSİLCİLER MİLLETE HİZMET ETMEK YERİNE GÖREVLERİNİ YERİNE GETİRMEMEKTEDİRLER.BUNLARIN KANUNLARA BİLFİİL UYMALARI GEREKTİĞİNİ BELİRTİNİZ.

    ŞUNU SÖYLEYİNİZ:

    YAKIN ZAMANA KADAR MEVCUT FAALİYETLERİ BAŞKA GÖZLE GÖRMEYE ÇABALAYANLAR ARTIK DURUMUN FARKINA VARMIŞLARDIR.KUMANDANLARIN (ASKERLER VE YÖNETİCİLER) HİZMET ETMELERİNE SİZ ENGEL OLUYORSUNUZ.OLAYLARI TAM OLARAK DÜŞÜNEN HER KİŞİ BUNUN NEDENİNİN HÜKÜMET OLDUĞUNU GÖRÜR.TÜM BAŞKANLIK SİSTEMİ BİZCE SUİSTİMAL EDİLMEKTEDİR.TOPLANACAK TARAFLAR SAYICA AZ OLSA BİLE AZAMİ SAYIDAKİ DÜŞMANIN KARŞISINDA DURMALIDIR.BU ÇAĞRIYI YAPMASI GEREKEN YÜZ BAŞILARDIR.BÜYÜK ŞEREFLİ CEPHE DÜŞÜNÜLMELİDİR.

    Bu metin 2 bilim adamını çok şaşırtır.Çünkü günümüz Türkiye'si ile ilgili ipuçları vermektedir.Bir başka deyişle Atatürk,100 yıl önceden Türkiye'de olup bitecekleri görmüş gibidir.Dr.Muammer Yüksel ve Dr.Erhan Kızıltan araştırmaları sırasında 19'ar kez tekrarlanan sözcükler de bulur.Bu sözcüklerle oluşturdakları metin ise,Türkiye'deki bölücülük hareketinin ne aşamaya geldiğini 100 yıl önceden gösterir gibidir.

    ''MAKSADIN ANLAŞILIYORDU.TARİHİ VİLAYETİN AHALİSİNİ BÖLÜP DİYARBAKIR KÜRT DEVLETİNİN KURULMASINA YOL AÇMAK.MEMLEKETİN İÇİNDE BULUNDUĞU DURUM KESİNLİKLE BİRİSİNİN DURUMA MÜDAHALE ETMESİNİ GEREKTİRCEKTİR.İÇİNDE BULUNULAN SOMUTSUZ KOŞULLAR GEREĞİNCE BAĞIMSIZ GRUPLAR HAREKETE GEÇECEKTİR.YİRMİ VAKİT SONRASINDA BU DEĞERLENDİRMEYİ KİM YAPACAK VE EYLEME GEÇECEKTİR.

    Bu metinde yer alan ''YİRMİ VAKİT'' ifadesini ilgi çekici bulan iki bilim adamı bir araştırma yapar.Vardıkları sonuç şaşırtıcıdır.Güneydoğu'da bir Kürt devleti kurmak için yola çıkan Abdullah Öcalan PKK'yı 1978'de kurmuştur.Öcalan 1999'da yakalanmıştır.Bir başka deyişle eylemlere başladığı yıl ile yakalandığı yıl arasında 21 sene vardır.Bu da Atatürk'ün ''YİRMİ VAKİT'' deyimine uygun bir zamandır.İki bilim adamının yorumuna göre,bu 20 vakit dolmuştur.Ve ülkenin bölünmesini engellemek için eyleme geçilmesi zamanı gelmiştir.Nutuk'u iki bölüm halinde kitaplaştırıldığını göze alan Dr.Muammer Yüksel ile Dr.Erhan Kızıltan,kitabın 'belgeler' bölümünde de 19'ar kez geçen sözcükleri arayıp bulur ve yeni bir metin ortaya çıkarır.

    ''DÜŞÜNDÜKLERİNİ AÇIKÇA SÖYLEYEN PEK ÇOK KİŞİNİN ORTAK FİKRİ;HÜKÜMETİN BUGÜN DÜNYAYA YAKIN DURMASININ ASIL NEDENİNİN SECİMLE KENDİLRİNE VERİLEN GÜCÜ KULLANARAK SİSTEME RESMEN AYKIRI FİKİRLERİ UYGULAMAYA CALISMASIDIR.GERCEK YÜZÜ BELLİ OLMAYAN AZINLIKTA OLAN YÖNETİM MERKEZİ, GERCEK YÖNETİMİN,ANKARA'NIN DİKKATİNİ CEKMEK ZORUNDADIR.RÜŞVETCİ VALİLERİN (YÖNETİCİLER) CUMHURİYET İLKELERİ YERİNE KENDİ ÇIKARLARINA YÖNELMELERİ MÜDAHALEYİ GEREKTİRİR.''

    Dr.Muammer Yüksel ile Dr.Erhan Kızıltan bu son metni günümüz Türkiye'sini anlattığını düşünüyor.İki bilim adamı bu çalışmayı kitap haline getirdi.'Neden Kitap'tan çıkan ve ''NUTUK'DAKİ GİZLİ HİTAPE'' adını taşıyan kitabın önümüzdeki günlerde epey tartışma yaratacağı ortada.Çünkü kitapta Atatürk'ün Gençliğe Hitabe'sinin hangi anlama geldiği ve hitabedeki uyarıların hangi zaman diliminde geçerli olacağı da yine 19 formülü ile açıklanıyor. Sonuç olarak;

    ZAMANININ İLERİSİNDEKİ ADAM OLARAK NİTELENEN ULU ÖNDER MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN 100 YIL ÖNCE YAZDIĞI NUTUK,GÜNÜMÜZ TÜRKİYE'SİNİN İÇİNDE BULUNDUĞU DURUMU ÇOK NET OLARAK ORTAYA KOYUYOR.

    ATATÜRK'ÜN GÖRMEZDEN GELİNEN VE TÜRK İNSANINA

                   ÖĞRETİLMEK İSTENMEYEN BAZI ÖZDEYİŞLERİ


    --"Ben her şeyden önce bir Türk milliyetçisiyim. Böyle doğdum. Böyle
    öleceğim. Türk birliğinin, bir gün hakikat olacağına inancım vardır.
    Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde
    kapayacağım. Türk birliğine inanıyorum, onu görüyorum. Yarının
    tarihi, yeni fasıllarını Türk birliğiyle açacaktır. Dünya sükununu
    bu fasıllar içinde bulacaktır. Türk'ün varlığı bu köhne aleme yeni
    ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek, o zaman görülecek."

    --"Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği bir
    müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu. Bu
    sahne 7 bin senelik, en aşağı bir Türk beşiğidir. Beşik tabiatın
    rüzgarlarıyla sallandı. Beşiğin içindeki çocuk tabiatın
    yağmurlarıyla yıkandı. O çocuk tabiatın şimşeklerinden,
    yıldırımlarından, kasırgalarından evvela, korkar gibi oldu; sonra
    onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı onların oğlu oldu. Bir
    gün o tabiat çocuğu tabiat oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk
    oldu. Türk budur. Yıldırımdır. Kasırgadır, dünyayı aydınlatan
    güneştir.

    Tanrı nasip eder, ömrüm vefa ederse; Musul, Kerkük ve Adaları geri
    alacağım. Selanik’de dahil Batı Trakya'yı Türkiye hudutları içine
    katacağım. !

    Türkiye Türklerindir!

    İstanbul'da çıkan bir gazeteyi Kaşgar’da ki Türk de anlayacaktır."

    Kanını taşıyandan başkasına inanma!

    Bir gün, ressamlar Türk'ün simasını kaybederlerse, yıldırımı
    alsınlar, yapıversinler.


    Hayattaki yegane üstünlüğüm, Türk doğmaktır! Muhterem milletime şunu
    tavsiye ederim ki; sinesinde yetiştirerek başının üstüne kadar
    çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki cevher-i asli'yi çok
    iyi tahlil etmek dikkatinden bir an feragat etmesin."



    Biz doğrudan doğruya milletseveriz ve Türk milliyetçisiyiz.
    Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur. Bu topluluğun fertleri
    ne kadar Türk kültürüyle dolu olursa, o topluluğa dayanan cumhuriyet
    de o kadar kuvvetli olur

    Beni olağanüstü bir kişi olarak yorumlamayınız. Doğuşumdaki tek
    olağanüstülük Türk olarak dünyaya gelmemdir

    Türk budur: Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir


    Ülkeniz sizindir, Türklerindir. Bu ülke, tarihte Türk dü bugün de
    Türk tür ve sonsuza dek Türk olarak yaşayacaktır


    Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri tahsilin hududu
    ne olursa olsun, en evvel, herşeyden evvel Türkiye'nin istikbaline,
    kendi benliğine, millî an'anelerine düşman olan bütün unsurlarla
    mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir

    Yüksel Türk! Senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur!

    Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde
    kuvvet bulacaktır.

    Milliyetin çok belirgin niteliklerinden biri de dildir. Türk
    milletindenim diyen insan, her şeyden önce ve kesinlikle Türkçe
    konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, topluğuna
    bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz."

    Millet sevgisi kadar büyük sevgi yoktur. Kurtuluş Savaşı'nda benim
    de milletime ettiğim birtakım hizmetler olmuştur zannederim. Fakat,
    bunlardan, hiçbirini kendime maletmedim. Yapılanın hepsi milletin
    eseridir dedim. Aranacak olursa doğrusu da budur. Mazide sayısız
    medeniyet kurmuş bir ırkın ve milletin çocukları olduğumuzu ispat
    etmek için, yapmamız lazım gelen şeylerin hepsini yaptığımızı ileri
    süremeyiz. Bugüne ve yarına bırakılmış daha birçok büyük işlerimiz
    vardır. İlmi araştırmalar da bunlar arasındadır. Benim arkadaşlarıma
    tavsiyem şudur: Şahsınız için değil fakat mensup olduğumuz millet
    için elbirliği ile çalışalım. Çalışmaların en büyüğü budur."

    Büyük devletler kuran ecdadımız, büyük ve şümullü medeniyetlere de
    sahip olmuştur. Bunu aramak, tetkik etmek, Türklüğe ve cihana
    bildirmek bizler için bir borçtur.

    Bütün dünya bilmeli ki; karşımızda böyle bir düşman oldukça onu
    affetmek elimizden gelmez ve gelmeyecektir. Düşmana merhamet, aciz
    ve zaaftır; bu insaniyet göstermek değil, insanlık hassasının yok
    olduğunu ilan eylemektir.

    Yurttaşlarım! Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en
    büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye
    Cumhuriyeti'dir.

    Türklük, benim en derin güven kaynağım, en engin övünç dayanağımdır.

    Türk Milleti yüzyıllardan beri hür ve müstakil yaşamış ve istiklâli
    yaşamak için şart saymış bir kavmin kahraman evlatlarından
    ibarettir. Bu millet istiklalsiz yaşamamıştır, yaşayamaz ve
    yaşamayacaktır.

    Ulusal varlığımıza düşman olanlarla dost olmayalım. Böylelerine
    karşı...'Türk'üm ve düşmanım sana, kalsam da bir kişi!' diyelim.

    Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki ASİL kanda mevcuttur...

    "Kendi kanını taşıyandan başkasına inanma..." M. Kemal Atatürk

    "Türk olmak için önce kanı Türk olmak lazımdır.
    Ondan sonra dili Türk olmak lazımdır.
    Ondan sonra dileği Türk olmak lazımdır."
    (Hüseyin Nihal Atsız)

    ATATÜRK

    Bir önsezi, bir talimat

    " Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir.

    Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağı nı bugünden kimse kestiremez.

    Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir, ufalanabilir.

    Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler.

    Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir...
    Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır.

    Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak o günü susup beklemek değildir.

    Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır?

    Manevi köprüleri sağlam tutarak, Dil bir köprüdür.

    İnanç bir köprüdür. Tarih bir köprüdür.

    Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz.

    Onların (dış Türklerin) bize yakınlaşmasını bekleyemeyiz.

    Bizim onlara yaklaşmamız gerekli..."

    Mustafa Kemal ATATÜRK ( 29 ekim 1933 )

     Mustafa Kemal ATATÜRK ve MEVLANA

    Yıl 1922... Kasım ayının 1'i... Büyük önder, büyük devrimci, Türk milletinin başöğretmeni ve dünya ülkelerinin gelecekte kendisini örnek alacağı seçilmiş insan Gazi Mustafa Kemal Paşa Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki konuşmasını yapmak için kürsüdeki yerini alıyor. O şimşekler çakan gözleri ile arkadaşlarına bakıyor ve konuşmasına şu cümle ile başlıyor: "Efendiler! Tanrı birdir, büyüktür...". Evet, o büyük insan gerçek bir dindardı. Belirli çevrelerin daha baştan itibaren Atatürk’ün sözde dinsiz ve dine karşı olduğunu yaymak istemelerine rağmen, o laik zihniyete sahip "dindar" bir kişiydi. O, kalıplara sığmayan, şekilcilikten uzak, gösteriş içermeyen ve Hz. Muhammed'in buyurduğu "yüksek ahlak" üzerine kurulmuş dinin aşığıydı. O İslamiyet’in kaynağındaki saf şekline bağlıydı.

    29 Ekim 1923’de Fransız yazar Maurice Pernot’ya verdiği demeçte bu saflığı kendisi şöyle tanımlıyor: "Türk milleti daha dindar olmalıdır. Yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Hakikate bizzat nasıl inanıyorsam dinime de öyle inanıyorum. Şuura muhalif, terakkiye mani hiçbir şey ihtiva etmiyor. Halbuki, Türkiye’ye istiklalini veren bu Asya milletinin içinde daha karışık, suni itikatlardan ibaret bir din daha vardır. Fakat bu cahiller, bu acizler sırası gelince aydınlanacaktır."

    Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Konya konuşmaları, Atamızın din hakkındaki görüşlerini ortaya koyması açısından çok önemli bir yer tutmaktadır. İşte 20-23 Mart 1923 tarihleri arasında Konya’yı ziyareti sırasında yaptığı konuşmadan bölümler: "İ
    slamiyet’in ilk parlak devirlerinde geçmişin mahsulü olan sağlıksız adetler bir zaman için kendini göstermemiş ve yüze çıkmamışsa da, biraz sonra İslamiyet’in gerçeklerine sarılmaktan İslam esaslarına göre hareket etmekten çok, geçmişin mirasa olan adet ve inançları dine karıştırmaya başlamışlardır.
    Bu yüzden İslamiyet’e dahil bir akım kavimler, İslam oldukları halde düşmeye, sefalete, geriliğe maruz kaldılar. Geçmişlerin kötü ve batıl alışkanlıkları ve bu suretle gerçek İslamiyet’ten uzaklaştıkları için
    kendilerini düşmanlarının esiri yaptılar.

    Bu İslam kavimleri içinde Türkler, milli gelenek ve görenekleri itibariyle bir taraftan İran, diğer taraftan Arap ve Bizans milletleri ile temas halindeydiler. Şüphe yok ki temasların milletler üzerinde etkileri görülür. Türklerin temas ettiği milletlerin o zamanki medeniyetleri ise çökmeye başlamıştı. Türkler bu milletlerin kötü adetlerinden, fena yönlerinden etkilenmekten nefislerini men edememişlerdir. Bu hal, kendilerinde bozukluk, cehalet ve insanlıktan öte zihniyetler doğurmasından uzak kalmamıştır. İşte gerileyişimizin belli başlı sebeplerinden birini bu nokta teşkil ediyor.

    Milletimizin gerçek din bilginleri, din bilginlerimiz arasında da milletimizin hakkıyla iftihar edebileceği bilginlerimiz vardır. Fakat bunlara mukabil ilim kisvesi altında hakikatten ilimden uzak, gereğince ilim tahsil edememiş, ilim yolunda layığı kadar ilerleyememiş hoca kıyafetli cahiller vardır. Bunların ikisini birbirine
    karıştırmamalıyız. Efendiler, gerçek din bilginleri ile dine zararlı ulemanın birbirine karıştırılması Emeviler zamanında başlamıştır. Bilindiği üzere Sıffın vakıasında Hz. Ali’nin ordusuna karşı mızrak uçlarına Kuran-ı Kerim
    sayfalarını takarak saldırdılar. İşte o zaman dine fesatlık, İslam arasına nefretlik girdi ve o zaman hak olan Kuran, haksızlığa kabule vasıta yapıldı. Halifelik hile ile el değiştirdi. Ondan sonra bütün müstebit hükümdarlar dini hep alet edindiler. İhtiras ve istibdatlarını kabul ettirmek için hep ulema sınıfına başvurdular.
    Gerçek ulema, dini bütün bilginler, hiçbir zaman bu müstebit taç sahiplerine uymadılar. Onların emirlerini dinlemediler, tehditlerinden korkmadılar. Bu gibi ulema kamçılar altında dövüldü, memleketlerinden sürüldü, zindanlarda çürütüldü, darağaçlarında asıldı. Lakin onlar yine o hükümdarların keyfini dine alet etmediler. Fakat gerçek durumda bilgin olmamakla beraber, sırf o kisvede bulundukları için bilgin sanılan, menfaatine düşkün, haris ve imansız bir takım hocalar da vardı. Hükümdarlar işte bunları ele aldılar ve işte bunlar, dine uygundur diye fetva verdiler. İcap ettikçe yanlış hadisler bile uydurmaktan çekinmediler. İşte o tarihten beri saltanat tahtında oturan, sarayda yaşayan kendilerine halife namı veren baskıcı hükümdarlar bu gibi hoca kıyafetli cahillere iltifat edip, onları himaye ettiler. Hakiki ve imanlı ulema her vakit ve her devirde onların kinini çekti.

    Böyle yapan halifelerinin ve din bilginlerinin arzularına muvaffak olmadıklarını tarih bize misallerle izah ve ispat etmektedir. Artık bu milletin ne böyle hükümdarlar, ne böyle alimler görmeye tahammülü ve imkanı yoktur. Artık kimse böyle hoca kıyafetli sahte alimlere önem verecek değildir. Eğer onlara karşı benim şahsımdan bir şey anlamak isterseniz; derim ki, ben şahsen onların düşmanıyım. Onların menfi yönde
    atacakları bir adım, yalnız benim şahsi imanıma değil, o adım benim milletimin kalbine havale edilmiş kanlı bir hançerdir. Benim ve benimle hemfikir arkadaşlarımın yapacağı şey mutlaka o adamı tepelemektir."

    Evet, yıllar önce ve olağanüstü şartlarda kullanılmış bu ifadeler Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün ne kadar büyük bir kimliğe sahip olduğunun ispatıdır.
    Yüce Atatürk’ün Hz. Muhammed'e duyduğu büyük sevgi ile birlikte Hz. Mevlana’nın da fikirlerine duyduğu hayranlık onun tüm hayatını ve icraatlarını etkilemiş, din konusundaki ifadelerine temel teşkil etmiştir. Bir Konya ziyareti sırasında söylediği şu sözler Hz. Mevlana'ya gösterdiği sevgi ve saygının delili gibidir: "-Ne zaman bu şehre gelecek olsam, içimde bir heyecan duyarım. Hz. Mevlana düşünceleriyle benliğimi sarar. O çok büyük bir dahi, çağları aşan bir yenilikçi..." Evet... Yüce Atatürk sahip olduğu hayat görüşünün kaynağını işte bu sözleriyle özetleyivermiştir.

    Çankaya köşkündeki dil çalışmaları toplantısında Konya Mevlevi Dergahı eski postnişinlerinden Veled İzbudak Çelebi de davet edilmişti. Söz dönüp dolaşıp Hz. Mevlana’ya gelmiş, yüce Atatürk şunları söylemişti:

    "- Mevlana, Müslümanlığı Türk ruhuna intibak ettiren büyük bir reformatör... Müslümanlık aslında geniş manasıyla hoşgörülü ve modern bir dindir. Araplar onu kendi bünyelerine göre anlamış ve tatbik
    etmişlerdir. Sıcak bir iklimde oturan, suyu nadiren kullanan, genel bir hareketsizlik içinde ömür süren Badiye Arapları için günde beş vakit abdest ve namaz, çok ileri seviyede bir yaşama hareketidir. Hz. Muhammed insanları uyuşukluktan harekete sevk etmiştir. Sarp dağlar, yüksek yaylalarda at koşturan, erimiş kar suları ile yıkanan Türkler için abdest ve namaz çok tabii olmuştur. Mevleviliğe gelince, o tamamen dönerek ayakta ve hareket ederek Allah’a yaklaşma fikri, Türk dehasının en tabii ifadesidir."

    İşte Yüce Atatürk'ün İslamiyet'e şekilcilik katarak onu asıl ruhundan uzaklaştıranlara verdiği en mükemmel mesajlardan birisi. O birçok kez dinin insanlık tarafından gerçek boyutlarıyla anlaşılmadığını belirtirken, Hz. Mevlana’nın da yanlış ve eksik yorumlandığına da temas etmiştir. Bir gün Konya milletvekili Naim Onat’
    ı
    n sözde Mevlana'yı yermek istemesi üzerine Atatürk’ün söylediği şu sözleri bugün bile üzerinde ibretle düşünülmesi gereken ifadelerdir:

    "-Eğer Mevlana’yı sizler gibi kavramak gerekirse, o büyük insanın ruhu dertlenir, biz de belki bir saygısızlık göstermek zorunda kalırdık. Mevlana’yı ululuğuyla kavrayabilmek için medresenin dar kapısından geçmemiş olmak gerek."

    Gazi Mustafa Kemal Paşa Konya’ya yaptığı toplam dokuz ziyareti sırasında her sefer önce Hz. Mevlana’nın makamının bulunduğu Türbe-i Saadeti ziyaret etmeyi ihmal etmemiş, tekke ve zaviyelerin işlevlerini tamamlaması ve dolayısıyla kapatılması yönünde çıkan yasa sırasında Hz. Mevlana’nın türbesini müze haline dönüştürerek tüm insanlık alemine açık halde kalmasını sağlamıştır.

    Bununla ilgili bilgiler 22 Aralık 1987 yılında yayınlanan Hürriyet gazetesinde çıkan bir haberde şöyle dile getirilmiştir: Atatürk, Konya'daki Mevlana Dergahı ve türbesini, Konya'ya ilk gelişi olan 3 Ağustos 1920 günü ziyaret etmiş ve bu ziyaretten pek etkilenmişti. Daha sonra ziyaretlerinde Mevlana Türbesini ziyaret etmeden Konya'dan ayrılmamıştır. 3 Nisan 1922 günü ziyaretlerinde, kendisi için açılan Sema meydanında hazır bulunmuş, 22 Mart 1923 günü yaptığı ziyarette postnişin Abdülhalim Çelebi'nin davetlisi olarak dergahta yemek yemiş, Hz. Mevlana'nın büyüklüğü üzerine takdir ve hayranlık dolu sözler söylemiştir.

    Cumhuriyet'in ilanından sonra, tekke ve türbelerin kapatılması hazırlıkları yapılırken, Başbakan İsmet İnönü'ye "Mevlana Dergahı ve türbesinin kapatılmayarak kendi eşyası ile birlikte müze olarak düzenlenmesi ve ziyarete açılması" emrini vermiştir. Bir süre sonra, Bakanlar Kurulu kararı ile dergah, müze haline getirilmiştir.

    Atatürk, 18 Şubat 1931 günü Konya'ya 9'uncu defa geldiği zaman, Konya'da 11 gün oturmuş, bu arada 21 Şubat 1931 gününü tamamen artık müze halinde ziyarete açık bulundurulan Mevlana Müzesi'nde geçirmiştir.

    Bu ziyaret sırasında eski Konya Milletvekillerinden Fuat Gökbudak ve o günlerde Konya Azar-ı Atika Müzesi müdürü olan Yusuf Akyurt'un ayrı ayrı anlattıklarına göre, Atatürk müze müdürünün odasına girer girmez, niyaz penceresi üzerindeki rubaiyi görmüş, Farsçayı çok iyi bilen Hasan Ali Yücel'e tercümesini yaptırmıştır. Atatürk tercümedeki: "Ey keremde, yücelikte ve nur saçıcılıkta güneşin, ayın, yıldızların kul olduğu sen. Garip aşıklar, senin kapından başka bir kapıya yol bulmasınlar diye öteki bütün kapıları kapanmış, yalnız senin kapın açık kalmıştır." ibaresini işitir işitmez şöyle demiş:

    "Hz. Mevlana'nın büyüklüğü burada bir kere daha kendini gösterdi... Doğrusu ben, 1923 yılındaki ziyaretim sırasında, bu dergahı kapatmayalım Müze olarak halkın ziyaretine açalım, diye düşünmüş; bir yıl sonra dergah ve tekkelerin kapatılması kanunu çıkar çıkmaz İsmet Paşa'ya Mevlana dergahı ve türbesini kendi eşyası ile Müze haline getir emrini vermiştim. Görüyorum ki, şu okuduğumuz rubainin hükmünü yerine getirmişim. Bakınız ne kadar mükemmel bir Müze olmuş..." Değerli tarihçi Cemal Kutay’
    ı
    n ifadelerine göre, Mustafa Kemal’e emrindeki yardımcılarının "Paşam Hz. Mevlana’nın makamını müze haline getirmeniz üzerine halk buraya akın etmeye başladı. Bu bir sakınca
    doğurmasın" demeleri üzerine Atatürk’ün verdiği cevap ilginçtir:

    "-Eğer, Hz. Mevlana’yı hakkıyla tanımak ve benimsemek için ziyarete gitmekte olduklarına inansam öteki dergahların da açılmasını sağlardım. Çünkü, Hz. Mevlana’yı tanımak ve anlamak zaten diğer tüm tehlikeleri de ortadan kaldırmaktadır."

    Hz. Muhammed’in "Din nedir?" sorusuna verdiği "Ahlak, ahlak, ahlak" cevabına her dönemde çok ihtiyaç duyduğumuzu düşünerek Hz. Muhammed'in, Hz. Ali’nin, Hz. Mevlana'nın ve Atatürk' ün şu sözlerine dikkat çekmek istiyoruz:

    "
    İ
    lim Çin’de olsa gidip öğreniniz."
    Hz. Muhammed

    "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir."
    Mustafa Kemal Atatürk

    "Dünyada sevgiye dair ne varsa ben orada varım,
    savaşa dair ne varsa ben orada yokum."
    Hz. Mevlana

    "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh"

    Mustafa Kemal Atatürk

    "Evlatlarınızı zamana göre yetiştiriniz."
    Hz. Ali

    "Milletimi muasır medeniyet seviyesinde görmek isterim."
    Mustafa Kemal Atatürk 

    Atatürk Bilgileri  
     byAdnanoe   ve  ErgenekonDestani   Sitesinden alınmıştır, Teşekkürler.



 © Copyright 2008, GÜLTANTATİLSİTESİ  GÜLTANSİTESİ  GÜLTANSİTE  GÜLTANKOOP  Web Tasarım: Adnanoe       


(31.12.2008-26.02.2009 arası 417 ziyaret olmuştur.) Sonrası= 37600 ziyaretçi Ziyaret etmiştir
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=

Gültan Siteleri Kişisel Sitesi bir byAdnanoe Kuruluşudur
Ziyaretinize Teşekkürler. Şuan. .Aktif Ziyaretçi

Copyright © 2008, GÜLTANTATİLSİTESİ  GÜLTANSİTESİ  GÜLTANSİTE  GÜLTANKOOP  Siteleri  byAdnanoe  Aittir.

Bu site 1024x768 çözünürlüğünde Firefox (1,2,3,3.5) - İnternet Explorer (7,8) - Google Chrome (1,2) - Opera (10) - Safari (4) tarayıcıları için optimize edilmiştir. (En iyi İnternet Explorer 7 ile)